Tuvalette makyaj yapan erkekler

Tuvalette makyaj yapan erkekler

tuvalette makyaj yapan erkekler

Elini önce göbeğinde gezdirdi. Biraz oturuşunu dikleştirdi, bacaklarını kasıp bıraktı. Solundaki sarışın hatuna baktı. Kadın gözleriyle biraz süzdü onu ama pek ilgisini çekmemiş olacak ki, kafasını çevirdi. Yerinden kalktı, ceketini düzeltti ve pantolonunun kemerini yukarı çekip tuvalete yol aldı. Yolun yarısında saçlarını düzeltti sağ eliyle. Kapıyı açtı, içeri girdi ve herşey orada başladı. Tuvalette Makyaj Yapan Erkekler!

Kadının yanına gidip, herifin yerine oturdum. Bir bira istedim. Önümdeki çerez tabağından birkaç fıstık ve leblebi aşırdım. Hoş beni uzaktan biri görse oturduğum yeri sahibi sanırdı, orası ayrı. Biram geldi, barmene ufak bir teşekkür mimiği, eyvallah. Ağ elimle yavaş yavaş biraya hamle yaptım.baş parmağım, işaret ve orta parmak ile karşılıklı, aralarında yüzün parmağım onlara destek vaziyette bardağı kavradım. Yerden ayakları kesilen bardakla sarışına, ince boynuna, küçük göğüslerine, kırmızı kazağına, deri mini eteğine, çıplak bacaklarına ve çizlemelerine bir selam çaktım ve birayı yudumladım. Soluma kafamı çevirip onu seyretmeye başaladım. Güzel bir kadın değildi. Güzel giyinmişti. Çürük bir domatesin parlak ve sert yüzeyini  iyice parlatarak müşteriye itelemek gibi.

Adam geldi yanıma, o kadar zamandan sonra. Elini bar taburesinin sırt kısmına koyup, “birader zıpla benim burası” dedi. Yüzüne bakmadan barmene seslendim; “Rıfat ne zaman sattınız barı?” dedim. Olayın farkında olan Rıfat, alaycı bir tebessümle ve doğal olarak gelecek olan kavgayı fark ederek, “yapma” dedi. “a”yı biraz uzattı. Adamın suratına bakmamam onu biraz çıldırtmış olacak ki, sandalyemi sarstı. Biramdan bir yudum daha aldım, hala kesip, dikkatini kazanmaya çalıştığı sarışına tebessüm ettim ve ayağa kalktım. Bu arada sol yumruğum biraz yanağına değmiş olabilir ve tabii o da biraz yere uzanmış olabilir. Bunları net bir şekilde söyleyebilmek zor. Paçam sıkışırsa çünkü alkolün etkisinde olabilirdim. Rıfat yerinden kıpırdamadı. Elindeki Arjantini temizlemeye devam etti. Orhan kapının önünde gelip, yerde yatan makyaj güzelini kaldırdı ve bardan dışarı attı. Yerime geri oturup, birama devam ettim. Yüzüne dikkatlice bakıp “rahatlamak gibisi yok” dedim. Yaramızdaki tabureye geçip, birasını önüne sürükledi. Elini bacağıma koyup, “rahatlamak her zaman güzeldir” dedi. Ellerine baktım. Eti kemiğine yapışmış, çirkin, özensiz ve yenmiş tırnaklar. Pas geçme zorunda kaldım. Küçük göğüslere tahammül edebilirdim ama böylesi ellere asla. Sağ elini bacağımdan aldım, kendi bacağının üzerine eteğinin altına gelecek şekilde parmaklarını hedef göstererek koydum “her zaman” dedim.  Şaşırmış ifadesini süzdüm.

Hesabı ödeyip, Kadıköy sokaklarına çıktım. Hava soğuk ama yapabilecek birşey yok. Aralık ayı biraz soğuk olabilir, bazan. Eve giden yolda herşey olabilir. Her olayı anlamlandırmaya ya da hemen detayına koşmaya gerek yok. Zamanla öğreniriz herşeyi. Hayat öğretiyor zaten, yeterince. Hatta bazen yettiğine inanmayıp, doyasıya öğretiyor. Yaşamak, öğrenmeye olan açıklığının, gerçekle olan çarpımının, sabra bölümüdür.

 

 

L. Alper Yelkenci