Gökhan Eraslan- Tüm Mesele: Yazmak ve Yazamamak

Gökhan Eraslan- Tüm Mesele: Yazmak ve Yazamamak

gökhan eras

-Gökhan Erarslan kimin idolü olmak ister?

Yeni ve genç oyun yazarı arkadaşların… İdol belki büyük bir kelime olabilir. İçinin doldurulması gerekli…

 

-Bu mesleği yapmıyor olsaydınız,hangi mesleği tercih ederdiniz?

Başka yapabileceğim bir meslek yok. Bazı insanlar yazmaktan başka bir şey yapamazlar.Yazar olamasaydım hiçbir şey olamazdım.

 

-Mesleğinizin zorlukları nelerdir?

Yazması en kolay kısmıdır satması zordur. Stephan King’in bir sözü vardır;’iyi bir yazar olmak için; çok okuyun,çok yazın.’

Yazmak isteyen bir arkadaş, mesela 15 yaşında yazmaya başladı diyelim -ki genelde böyle olur- 10-15 yıl  durmadan okusun, yazsın. O kadar zamandan sonra çok iyi şeyler yazacağına ben eminim. Geri zekalı değilse ve okuduklarını boşa okumamışsa tabii.

Bence işin yazdıktan sonrası daha zor… Perakende bölümü mesela… Yazdın, iyi güzel ama bunu kime ve nasıl satacaksın? Nasıl büyük kitlelere ulaştıracaksın?

 

-Peki kimler başarılı olabiliyor?

Sadece yetenekle bitmiyor. Çok çalışmak da lazım. Çok büyük oranda şans faktörü var tabii… Bir oyun yazdıktan sonra, karşına ”çok iyi bir oyun yazmışsın” diyecek birisi çıkmadığı sürece, ben sadece güzel bir oyun yazdığımla kalırım. Diğer edebi türlerden farklıdır tiyatro yazarlığı… Çünkü oynanması için yazılır,okunması için değil. Birileri oynayacak ama kim oynayacak? Birinin okuyup iyi bir oyun deyip yönetmesi lazım. Doğru insanlarla ,doğru zamanda ,doğru yer meselesi…

 

-Oyun yazarlığı yaptınız,seslendirme yaptınız aynı zamanda bunun yanında yönetmenlikte yaptınız.Kendinizi yeterli buluyor musunuz?

Herhangi bir sanat dalıyla uğraşan hiç kimse kendini yeterli kabul etmez, etmemelidir de… Daha iyisini yapmalıdır. Ben de henüz yeterli görmüyorum kendimi…

 

-Yazma işleriyle ilgili kendini yetenekli gören yada bu işle uğraşan kişiler hangi aşamalardan geçiyor?

Yazarlık olarak bakacak olursak, öncelikle bir tarzının olması olması gerekiyor.”Onun yazdığı bir yazı” denmesi önemli… Özgün olmalı. Bunun yanı sıra farklı tarzlarda da yazabilmeli.Kalem oynatmayı bilmeli.Kendi yazarlık sürecinin farkındalığını bilmeli, özümsemeli yaptığı işi… Ondan sonra ”ben nasıl insanlara duyururum bunları”aşamasını düşünmeli.

Tiyatro için düşünürsek; önümüzde iki şans var. Ödenekli tiyatrolar yada özel tiyatrolar. Belki üçüncü olarak alternatif tiyatrolardan bahsedebiliriz artık. Buralarla iletişime geçip sahnelenebilinir oyunları ama bu da kolay değil. Ödenekli tiyatrolarla ilgili bir sürü bürokratik iş var, özel tiyatrolar için gişe kaygısı var. Alternatif tiyatrolarla çalışmak belki nispeten daha kolay ama onların da maddi kaygılarının olduğunu biliyoruz. Pek çok işi aynı anda yapmak durumunda kalabilirler. Sadece yazar olarak kalamayabilirler.

 

-Birinin yazar olarak sizde izlenim yaratması neye bağlı?

Özellikle zekaya bakıyorum. Konuştuğu zaman bile insan kendini belli eder.’Bu işi yapabilir mi? Yapamaz mı?’ Bazı arkadaşlar geliyorlar ‘ben bir şeyler yazıyorum’ diye… Okuyoruz ama adam konuşurken bile anlaşılıyor bu işin adamı olmadığı… Uygun bir dil ile söylüyoruz;”kardeşim sana bunları zorla mı yazdırıyorlar?”diye…  Ama yazdıklarının üzerinden de kendini belli ediyor insan. Yani kağıt üstünde…

 

-Bu mesleği neye dayanarak seçtiniz? Kişiliğinizle örtüşüyor mu?

Bana ”büyüdüğünde ne olacaksın”diye sorduklarında ben; ”yazar olacağım”diyordum. Memur mantığıyla çalışmayı hiç bir zaman istemedim. Belki bu yüzden hala bağımsız bir yazar olarak devam ediyorum. Bir yerlere bağlı değilim. Keyfe keder bir adam için örtüşüyor yaptığım iş ile karakterim.

Neye dayanarak seçtim; bu nokta sıkıntılı…

Yeteneklerimin farkındayım. Ama bunu nasıl geliştireceğim ve bunu nasıl satacağımı bilmiyordum. İşte böyle bir noktada başladım.

Bu işi yapacak arkadaşların da bu farkındalıkla işe girişmesini tavsiye ederim. Bazı arkadaşlar çok büyük bir özgüvenle başlıyor.”Yahu ben çok iyi yazıyorum” diye getiriyorlar ama maalesef içi boş oluyor. Özgüven sadece özgüven olarak kalıyor.

 

-Vazgeçiyorum dedirten bir an oldu mu?

Olmadı.  Tahtaya vurayım.(masaya vurdu).

 

Kendinizi sanatçı diyor musunuz ?

Daha çok yazar olarak adlandırıyorum. Bu sıfatı kişinin kendine vermesini çok doğru bulmuyorum.

 

-Türkiye’deki yazarlara bakış nasıl sizce?

’Bana soruyorlar ne iş yapıyorsun?” diye. ”Yazarım,” diyorum. ”Abi benim hayatımı da yazsana,” diyenler çok oluyor.”Valla benim hayatımdan roman olur,”diyen insanlarla karşılaşıyorum. Türkiye’de yazarlara bakış açısı bu. Daha çok oyun, yazıyorum diyorum;”Abi benim hayatım tiyatro gibi zaten” diyerek ısrar eden insanlar çoğunlukta.

Yazarlık maalesef bir meslek olarak görülmüyor ülkemizde.

 

-Grafi 2000 ekibiyle macera nasıl başladı? Neler yaptın kısaca anlatabilir misiniz?

Grafi2000 ekibine ben geçen yıl dahil oldum. Biraz tesadüflerle oldu ama güzel oldu. Kanal D’de yıllardır yayınlanan Koca Kafalar ile Baba Haber Bülteni isimli televizyon programı için metin yazarlığı yaptım. Zevkli bir işti benim için. Umarım devam ederiz gelecek sezon.

 

-Peki seslendirmeyi Türkiye’de yeterli buluyor musunuz?

Seslendirme sektörü ülkemizde iyi bir yerde. Dünya ölçeğinde çok iyi bir noktada olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim. Başarılı işlere imza atılıyor seslendirme sektöründe. Çok iyi isimler var. Sadece Türkçe değil,yabancı dillerde de seslendirme yapan ve bunu gerçekten çok çok iyi yapan sanatçılarımızı var.Arkadaşlarımdan biliyorum. BBC’ye İngilizce seslendirme yapan Türk dublaj sanatçıları olduğunu biliyorum.

 

-Türkiye’de film,dizi ve tiyatro yazarlarını yeterli buluyor musunuz?

Şu takıntıya rağmen;”Türk filmi bu kesin kötüdür.”hem kısa metraj filmlerde hemde uzun metrajlarda,ticari kaygı ile yapılan filmler ?

Sinema sektöründe yapılan işleri nitelik olarak biraz daha iyi bir noktada görüyorum.Özellikle bağımsız sinemada iyi işler çıkarıyorlar. Fakat dizi sektörü için aynı şey söylenemez. Tabii bunda ticari kaygılar da rol oynamakta.Bunun yanı sıra maalesef dizi kültürü olarak adlandırdığımız bir kültür var.Çok fazla yoramıyorsun seyirciyi TV başında.Böyle bir ortamda ne kadar geliştirebilirsin diziyi.Halkımız melodram seviyor.Kendini fazla zorlamayacak,mesajları direk verecek kurgu seviyor.Dizi senaryosu çok başarılı olsa bile reyting denen bir unsur olduğu için uzun ömürlü olmak imkansız -ki bunun örneklerini de yaşıyoruz.-

Tiyatro ise nispeten farklı bir noktada.Çok iyi oyun yazarlarımız var,genç ve yetenekli fakat sahnelenme hususunda bazı sıkıntılar var. Ödenekli tiyatroların ve hatta özel tiyatroların elini biraz daha taşın altına koyması gerekir.

 

-İnsanlar klasik tiyatrolardan mı hoşlanıyorlar yoksa alternatif tiyatrolardan mı?

Alternatif tiyatroların seyircisi kendini geliştirdi, o alanda bir sirkülasyon var. Alternatif tiyatro seyircisinin, genel izleyici paydası arasındaki payı zaten az, bir kere bunu kabul etmek lazım. Keza alternatif tiyatroların da büyük kitlelere oyun sergileme gibi bir duruşları da yok. Alternatif tiyatro seyircisi zaten izlemek istediği oyunları gidip buluyor.Ama bunları bulabildikleri yer, İstanbul’da hatta Taksim’de bir kaç mekan. Buraya sıkışmışız gibi görünüyor. Genişletebilir miyiz, bilmiyorum da, genişletebilirsek tiyatroda çeşitlilik açısından çok daha iyi olur düşüncesindeyim. Klasik tiyatroyu daha çok seven bir milletiz. Biz oturacağız koltuğumuza İtalyan sahne stilindeki çerçeveden oyuncuları izleyeceğiz. Daha çok bunu seviyoruz.

 

-Tiyatroları pahalı buluyor musunuz?

Ödenekli tiyatroları pahalı bulmuyorum. Devlet yada belediye destekli oldukları için makul rakamdalar.Fakat özel tiyatrolar ve alternatif tiyatrolar için fiyatların biraz daha yüksek olduğunu düşünüyorum.Bazen ‘bu oyuna bu kadar para ödenmez,’ dediğim bile oluyor.Çok pahalı olup da çok iyi iş dediğim ”ulan helal olsun verdiğim paraya” dediğim oyunlar da oluyor.

 

-Yurtdışı tiyatrolarla Türk tiyatroları arasında izleyici,oyuncu,gösterim açısından nasıl farklılıklar var?

Hem verilen destekler, hem de seyirci oranı bağlamında ülkemizdeki rakamlar çok yetersiz. Maddi kaygılar içinde maalesef tiyatrolarımız. Salon ve oyun sayısı olarak da çok gerideyiz. Fakat çıkarılan işin niteliği konusunda, tiyatrolarımız Avrupa ve hatta dünya çapında yarışabilecek seviyeye çoktan erişti bence.

Türkiye’de sanat yapmak zor gerçekten… Şöyle düşünelim; biz sanatı salt eğlence olarak görüyoruz. Temel bir ihtiyaç olarak görülmüyor sanat… Seyahat etmek, tatil yapmak lükstür. Tiyatro da bir lüks gibi görüldüğü için fuzuli geliyor buralara harcanan paralar. Devlet ödenek konusunda çok cimri. Sponsorlar hak getire… Vatandaş da cüzdanına göre davranıyor. Televizyona teslim olduk. Belki yılda bir kere gidiyor insanlar sinemaya. Tiyatroya ise beş yılda bir…

 

-Peki dergilere bakışınız?

Takip ettiğim sanat, edebiyat ve mizah dergileri var. Bu dergiler için aradığım şey anlaşılırlık, fazla tepeden bakılmaması, bir üslubunun olması, herkese hitap etmesi…

 

-Ticari kaygılar varken,okuma sorunumuz varken bu düzen değişebilir mi?

Belki. Bunu kırmak için pazarlama sorununu çözmemiz gerekiyor. Sanat dünyası için de aynı şey geçerli. Bazı oyuncular, yapım şirketi ya da tiyatro açıyorlar. Kısa bir süre sonra pek çoğunun battığını görürsünüz. Nedeni; sanatçının, iyi işletmeci olamamasıdır.

Akıllarda yazar tipleri vardır ve bu yazarların belli alışkanlıkları. Sigara, neskafe vs. Senin böyle alışkanlıkların var mı?

Ben geceleri yazmam, sigara kullanmıyorum zaten. Alkol çok nadir… Gece kesinlikle uyumalıyım. Sabah kahvaltı ederim, sonra da gazete okurum. 11′e doğru yazmaya başlarım. Saat 5′e kadar, en geç güneş batana kadar. Sonra yazmam.

 

-Yazabilen ve profesyonel gelişim sağlamak isteyen insanlara ne tavsiye edersiniz bu yolda?

Çok okusunlar, çok yazsınlar, çok gezsinler ve çok fazla insan tanısınlar. Sosyal medya var artık ve bunun sayesinde insanlarla tanışmak sadece yüz yüze yapılan bir eylemden fazlasını taşıyor günümüzde. Bu konuda eksikleri varsa, yani asosyal iseler, sosyal medyadan kapatmaya çalışsınlar.

Sadece kendilerine yazıyorlarsa eyvallah, ama paylaşmayı düşünüyorlarsa, bunları yapmaları gerekir.

 

 -Beğendiğiniz yazarlardan seni hayal kırıklığına uğratan var mı herhangi bir anlamda?

Pek olmadı. Tanıştıktan sonra kişisel özelliklerini görüyorsun sadece. Nasıl insan olduklarını ya da olmadıklarını… Bazı yazarlar vardır, net ifade edeyim; paspal ya da konuşmayı bilmeyen. Yada pislik içinde yada cimri yazarlar gördüm ama mesleklerinden ziyade kişisel özellikleri olarak yerleşmiş bunlar onlara. İyi yazıyor ama “dedikoducu” diyebiliyorsun misal…

 

-İyi bir yazar sadece iyi yazabilen diyebilir miyiz?

Kendisini en iyi ifade edebilen ama sadece kendisini değil, yaşadığı toplumu da en iyi ifade edebilendir.

 

-Sizce yakışıklı mıyım ? ( sorusunu “hmm tabi’ diyerek geçiştirdi :))

 

 

 

Gökhan Eraslan’a samimiyetinden dolayı teşekkürler…

 

Ropörtaj: Ahmet Özdemir